Türk Anayasa Hukuku

Hukuk Yayınları

Liste Fiyatı :
50.00 
TL
Orion Kitabevi Fiyatı :
40.00
TL

Hemen Al

Adet
+
-

Sepete At

1 İş Günü İçerisinde Tedarik Edilecektir.
ISBN
: 9786056799693
Basım Tar.
: 2020
Baskı No
: 1
Syf Sayısı
: 454
Ebat
: 16 x 24 cm
Kitap No
: 160769
Orion Kitabevi Fırsatlarını Yakalayın !
10 Adet ve Üzeri Alımlarınızda
39,00 TL
20 Adet ve Üzeri Alımlarınızda
38,00 TL
30 Adet ve Üzeri Alımlarınızda
37,00 TL
50 Adet ve Üzeri Alımlarınızda
36,00 TL
90 Adet ve Üzeri Alımlarınızda
35,00 TL

%20
İndirim

 Türk Anayasa Hukuku, 2017 yılındayapılan anayasal değişikliklerle başkanlık modelini esas alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli’nin yürürlüğe girmesi nedeniyle Anayasa Hukuku müfredatının yenilenmesi ihtiyacına cevap vermeyi hedeflemektedir. Türk Anayasa Hukuku kitabı, anayasa hukuku dersini tek dönemde veren okullardaki öğrencilerin ihtiyacını karşılamak, bu alanda bilgi edinmek isteyenlerin taleplerine karşılık vermek ve sürekli değişen mevzuatı takip ederek Türk Anayasa Hukuku ders kitabını güncel tutmak suretiyle eğitim-öğretimin kalitesini artırmaya katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu kitap hukuk fakültelerinin yanı sıra siyasal bilgiler ve iktisadi ve idari bilimler fakültelerinin iktisat, maliye, işletme, çalışma ekonomisi ve uluslararası ilişkiler gibi bölümlerinde ve Adalet Meslek Yüksekokulu ve diğer meslek yüksekokullarında eğitim gören öğrencilerin bu alandaki ihtiyaçlarını karşılayacak bir içeriğe sahip bulunmaktadır.

Türk Anayasa Hukuku kitabi Türkiye’nin anayasal sisteminin “ağyarına mani efradına cami” olacak biçimde açıklanmasını amaçlamaktadır. Kitabın genelinde pozitif hukuk boyutuna daha fazla ağırlık verilmekle birlikte anayasal kurum, kural ve ilkelerin şekillenmesinde etkili olan sosyal, siyasal ve ekonomik faktörler de öz bir biçimde ele alınmıştır. Kitap 2018 yılında yürürlüğe giren anayasa değişikliği, TBMM İçtüzüğü değişikliği, Anayasa değişikliğinin diğer mevzuata yansıması için çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve Genelgelerini ve mevzuattaki diğer değişikliklerin müfredata yansıtılmasını ve 1982 Anayasası’nın tüm boyutlarıyla ele alınmasını hedeflemektedir. Bu nedenle anayasal gelişmeler tarihi arkaplanın anlatımıyla sınırlı tutulmuş ve 1982 Anayasası ile daha önceki anayasaların (özellikle 1961 Anayasası’nın) karşılaştırılması yapılmamıştır.

Türk Anayasa Hukuku kitabi ön dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde anayasa hukukuyla ilgili temel kavramlar, ikinci bölümde ise anayasal gelişmeler ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm 1982 Anayasasının oluşumunu ve bazı başlangıç ilkelerini içermektedir. Demokratik devlet ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve laik devlet ilkesi temel anayasalar ilkeler olarak üç ayrı bölümde incelenmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin anlatıldığı yedinci bölümü yasama fonksiyonu ve işlemleri, yasama organı, yürütme organı ve işlemleri, yargı organı, Anayasa Mahkemesi, Anayasa yargısı ve Anayasanın değiştirilmesi izlemektedir.

Anayasa hukuku ile ilgili temel kavramlar (Anayasaların içeriği, sınıflandırılması, anayasanın üstünlüğü kuralı, anayasa yapım yöntemleri, anayasa hukukunda yorum ve devlet ve hükümet sistemleri)

Anayasal gelişmeler (Sened-i İttifak, Tanzimat ve Islahat fermanları, Kanun-u esasiler, 1921 anayasası, 1924 Anayasası ve 1961 Anayasası)

1982 Anayasasının temel özellikleri ve başlangıç ilkeleri

 Demokratik devlet ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve laik devlet ilkesi

 Temel hak ve hürriyetler

 Yasama fonksiyonu ve işlemleri ve Yasama Organı

   Yürütme Organı ve işlemleri

  Yargı Organı, Anayasa Mahkemesi ve Anayasa yargısı

   Anayasanın değiştirilmesi


 

 Önsöz

Yazarlar Hakkında

Birinci Bölüm

Temel Kavramlar

I. Anayasa Kavramı

II. Anayasa Hukuku Kavramı

III. Anayasaların İçeriği

IV. Anayasaların Hukuki ve Sosyo-Politik Yaşamdaki Yeri

V. Anayasaların Sınıflandırılması

A. Yazılı/Yazısız Anayasa

B. Katı/Yumuşak Anayasa

C. Üstün/Tabi Anayasa

Ç. Federal/Üniter Anayasa

D. Cumhuriyetçi/Monarşik Anayasa

E. Ayrıntılı (Kazuistik) Anayasa/Çerçeve Anayasa

F. Sivil Anayasa/Askeri Anayasa

VI. Anayasanın Üstünlüğü Kuralı

VII. Anayasa Yapım Yöntemleri

VIII. Anayasa Hukukunda Yorum

A. Yorum Yöntemleri

B. Yorumda Kullanılan Mantık Kuralları

C. Yorum İlkeleri

IX. Devlet ve Hükümet Sistemleri

A. Devletin Tanımı Ve Unsurları

B. Devlet Biçimleri

1. Farklı Teorilere Göre Devlet Biçimleri

2. Rollerine Göre Devletin Biçimleri

3. Yapılarına Göre Devlet Biçimleri

4. Hâkimiyet Kaynağına Göre Devlet Biçimleri

C. Hükümet Sistemleri

1. Kuvvetler Birliği Sistemleri

2. Kuvvetler Ayrılığı Sistemleri

İkinci Bölüm

Anayasal Gelişmeler

I. Osmanlı Dönemi

A. Sened-İ İttifak (1808)

B. Tanzimat Fermanı (1839)

C. Islahat Fermanı (1856)

Ç. Kanun-U Esasi (1876)

D. Kanun-ı Esasi (1909)

E. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (1921)

II. Cumhuriyet Dönemi

A. 1924 Anayasası

B. 1961 Anayasası

1. Tek-Parti Yönetiminden Demokrasiye Geçiş

2. 27 Mayıs 1960 Darbesi

3. 1961 Anayasasının Temel Nitelikleri

4. Uygulamada 1961 Anayasası

Üçüncü Bölüm

1982 Anayasasının Oluşumu

I. 12 Eylül 1980 Darbesi

A. Darbenin Gerekçeleri

B. Milli Güvenlik Konseyi Rejimi

II. 1982 Anayasasının Temel Özellikleri

A. Ayrıntılı Olması

B. Katı Olması

C. Geçiş Dönemi Öngörmesi

Ç. Yürütme Organının Güçlendirilmesi

D. Tıkanıklıklara Çözüm Yollarının Oluşturulması

E. Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması

F. Demokratik Katılımın Azaltılması

G. Vesayetçilik Anlayışını Güçlendirmesi

III. Temel Anayasal İlkeler: Başlangıç İlkeleri

A. Anayasanın Değiştirilemeyecek Hükümleri

B. Cumhuriyetçilik İlkesi

C. Başlangıç Kısmında Yer Alan Temel İlkeler

Ç. Atatürk Milliyetçiliği

D. Güçler Ayrılığı İlkesi

E. Sosyal Devlet İlkesi

F. İnsan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi

Dördüncü Bölüm

Demokratik Devlet İlkesi

I. Demokrasinin Tanımı

II. Demokrasi Türleri

III. Demokratik Devletin Temel Unsurları

A. Temsili Yönetim

B. Özgür (Serbest) ve Adil Seçimler

1. Genel ve Eşit Oy Hakkı

2. Özgür ve Adil Seçimler

3. Tek Dereceli Seçimler

4. Seçimlerin Yargı Erkinin İdare ve Denetiminde Yapılması

C. Özgür Ve Bağımsız Siyasal Partiler

1. Siyasal Partilerin Amaçlarına İlişkin Yasaklar

2. Siyasal Partilerin Faaliyetlerine İlişkin Yasaklar

3. Siyasal Partilerin Örgütlenme Ve Çalışmalarına İlişkin Yasaklar

4. Siyasal Partilerin Kapatılması

D. Katılımcı Yönetim

Beşinci Bölüm

Hukuk Devleti İlkesi

I. Hukuk Devleti İlkesinin Tanımı

II. Hukuk Devleti İlkesinin Temel Unsurları

A. Yasallık

B. Hukuk Güvenliği (Yasal Belirlilik)

C. Gücün Kötüye Kullanılmasının Engellenmesi

Ç. Kanun Önünde Eşitlik ve Ayrımcılığın Önlenmesi

D. Adalete Erişimin Sağlanması

E. Adil Yargılanma Hakkı

1. Mahkemeye Başvurma Hakkı

2. Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkemede Yargılanma Hakkı

3. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı

4. Masumiyet Karinesi

5. Suçla İtham Edilen Kişinin Asgari Hakları

III. Hukuk Devleti İlkesinin İşlevleri

IV. Hukuk Devleti İlkesinin Temel Yararları

A. Belirlilik, Öngörülebilirlik ve Güvenliğin Sağlanması

B. Kamu Görevlilerinin Takdir Yetkilerinin Kısıtlanması

C. Barışçıl Toplumsal Düzenin Oluşması

Ç. İktisadi Büyüme ve Kalkınmanın Sağlanması

D. Adaletin Sağlanması

Altıncı Bölüm

Laik Devlet İlkesi

I. Laiklik Nedir?

A. Laiklikle İlgili Farklı Yaklaşımlar

B. Demokratik Laikliğin Temel Unsurları

1. Din ve Devlet Örgütlenmesinin Birbirinden Ayrı Olması

2. Herkesin Din, Vicdan, İnanç, Kanaat, İbadet ve Örgütlenme Hürriyetine Sahip Olması

3. Bir Dine İnanma veya İnanmamanın Kişilere Avantaj veya Dezavantaj Sağlamaması

II. 1982 Anayasası’nın Laiklik Anlayışı

A. Din, Vicdan ve İbadet Hürriyeti

B. Din ve Devlet İşlerinin Ayrılığı

C. Devletin Resmi Dininin Olmaması

Ç. Devletin Bütün Dinlerin Mensuplarına Eşit Davranması

III. Laikliğin Korunması

Yedinci Bölüm

Temel Haklar ve Hürriyetler

I. 1982 Anayasasının Temel Haklar Konusundaki Yaklaşımı

II. Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması

III. Sınırlamanın Sınırları

IV. Temel Hakların Kötüye Kullanılması

A. Ulusal Düzeydeki Güvenceler

B. Uluslararası Düzeydeki Güvenceler

V. Temel Hakların Türleri

A. Kişinin Hakları ve Ödevleri

1. Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığı

2. Zorla Çalıştırma Yasağı

3. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği

4. Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması

5. Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti

6. Din ve Vicdan Hürriyeti

7. Düşünce ve Kanaat Hürriyeti

8. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti

9. Bilim ve Sanat Hürriyeti

10. Kitlesel İletişim Özgürlükleri

11.Toplantı Hak ve Hürriyetleri

12. Mülkiyet Hakkı

B. Koruma Hakları

1. Hakların Korunması İle İlgili Hükümler

2. İspat Hakkı

3. Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması

C. Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler

1. Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları

2. Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi

3. Kamu Yararı

4. Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti

5. Çalışma İle İlgili Hükümler

6.Toplu İş Sözleşmesi, Grev Hakkı ve Lokavt

7. Sağlık, Çevre Ve Konut

8. Gençlik ve Spor

9. Sosyal Güvenlik Hakları

10. Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması

11. Sanatın ve Sanatçının Korunması

12. Devletin İktisadi ve Sosyal Ödevlerinin Sınırları

Ç. Siyasî Haklar ve Ödevler (Katılma Hakları-Aktif Statü Hakları)

1. Türk Vatandaşlığı

2. Seçme, Seçilme ve Siyasî Faaliyette Bulunma Hakları

Sekizinci Bölüm

Yasama Fonksiyonu ve İşlemleri

I. Yasama Fonksiyonu

A. Yasamanın Fonksiyonun Niteliği

B. Yasama Yetkisinin Genelliği ve İlkelliği (Asliliği)

1. Yasama Yetkisinin Genelliği (Sınırsızlığı)

2. Yasama Yetkisinin İlkelliği (Asliliği)

3. Yasama Yetkisinin Devredilemezliği

II. Yasama İşlemleri

A. Kanunlar

1. Kanun Teklifi

2. Kanunların Görüşülmesi

3. Kanunların Kabulü

4. Kanunların Yayımı

5. Kanunların Geri Gönderilmesi ve Yeniden Kabulü

6. Kanunların Yürürlüğe Girmesi

7. Özel Nitelikli Kanunlar

7A. Bütçe Kanunu

7B. Kesin Hesap Kanunu

7C. Milletlerarası Antlaşmaların Uygun Bulunması Hakkındaki Kanunlar

B. Parlamento Kararları

C. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü

Dokuzuncu Bölüm

Yasama Organı

I. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuruluşu

II. TBMM Seçimleri

III. SEÇİM Sistemleri

A. Seçim Sistemlerinin Türleri

1. Çoğulcu/Çoğunlukçu Seçim Sistemleri

2. Nisbî (Orantılı) Temsil Sistemleri

2A. Nisbî Temsil Sisteminin Türleri

2B. Türkiye’de Uygulanan Nisbî Temsil Sistemi

3. Karma Seçim Sistemleri

IV. TBMM Üyeleri (Milletvekilleri)

A. Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği

B. Milletin Temsili İlkesi

C. Milletvekilliği Sıfatının Kazanılması ve Ant İçme

Ç. Milletvekilliği İle Bağdaşmayan İşler

D. Parlamenter Muafiyetler (Yasama Bağışıklığı)

1. Yasama Sorumsuzluğu (Mutlak Dokunulmazlık)

2. Yasama Dokunulmazlığı (Nisbî Dokunulmazlık)

E. Milletvekilliğinin Düşmesi

F. Milletvekillerine Yönelik Disiplin Cezaları

G. Milletvekillerinin Mali Statüleri

V. TBMM’nin İçyapısı

A. Başkanlık Divanı

B. TBMM Başkanının Seçimi

C. TBMM Başkanının Görev ve Yetkileri

Ç. Siyasî Parti Grupları

D. Danışma Kurulu

E. Komisyonlar

V. TBMM’nin Çalışma Düzeni

A. Meclisin Olağan Toplanması, Tatili ve Araverme

B. Toplantı ve Karar Yeter Sayıları

C. Özel Çoğunluklar

Ç. Mecliste Oylama Yöntemleri

D. TBMM’nin Görev ve Yetkileri

E. Meclisin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları

1. Meclis Araştırması

2. Genel Görüşme

3. Meclis Soruşturması

Onuncu Bölüm

Yürütme Organı ve İşlemleri

I. Yürütme Fonksiyonunun Niteliği

II. Yürütmenin Düzenleyici İşlemleri

A. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

B. Olağanüstü Hal Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

C. Yönetmelik

III. Yürütme Organının Yapısı

A. Cumhurbaşkanı

1. Cumhurbaşkanının Seçimi

2. Cumhurbaşkanının Görev ve Yetkileri

3. Cumhurbaşkanının Sorumluluğu

3A. Cumhurbaşkanının Siyasî Sorumluluğu

3B. Cumhurbaşkanının Cezaî Sorumluluğu

3C. Cumhurbaşkanının Hukukî Sorumluluğu

4. Cumhurbaşkanlığı İdari Teşkilatı

5. Devlet Denetleme Kurulu

B. Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanlar

IV. Olağanüstü Hâl Yönetim Usulü

On Birinci Bölüm

Yargı Organı

I. Yargı Fonksiyonunun Niteliği

II. Yargının Temel İlkeleri

A. Hâkimlerin (Mahkemelerin) Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı

B. Hâkimlik Teminatı

C. Hâkim Ve Savcıların Özlük İşlerinin Güvenceye Alınması: Hâkimler ve Savcılar Kurulu

1. Kuruluş ve Üyelerin Seçimi

2. Organları

2A. Başkanlık

2B. Genel Kurul

2C. Daireler

2D. Teftiş Kurulu

3. Kurul Kararlarına Karşı Yeniden İnceleme, İtiraz ve Yargı Yolu

Ç. Tabiî Hâkim İlkesi (Doğal Yargıç İlkesi)

D. Suç Ve Cezalarla Yargılama Hukukuna İlişkin Temel İlkeler

II. Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargı Kolları

A. Adli Yargı

B. İdari Yargı

C. Uyuşmazlık Yargısı (Uyuşmazlık Mahkemesi)

Ç. Anayasa Yargısı (Anayasa Mahkemesi)

D. Sayıştay

On İkinci Bölüm

Anayasa Mahkemesi

I. Kuruluşu

II. Başkanı, Üyelerin Görev Süresi ve Üyeliğin Sona Ermesi

III. Teşkilatı, Çalışma ve Yargılama Usulleri

IV. Görev ve Yetkileri

A. Yüce Divan Sıfatıyla Yargılama Yapmak

B. Bireysel Başvuruları Karara Bağlamak

1. Bireysel Başvuruların Temel Koşulları

2. Bireysel Başvuruların İncelenmesi ve Kabulü

C. Siyasi Partilerin Kapatılması Davalarına Bakmak

Ç. Siyasi Partilerin Mali Denetimini Yapmak

D. Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması ve Milletvekilliğinin Düşmesi Kararlarını Denetlemek

E. Uyuşmazlık Mahkemesine Başkan Seçmek

On Üçüncü Bölüm

Anayasa Yargısı

I. Anayasa Yargısının Tanımı ve Niteliği

II. Anayasa Yargısının Türkiye’de Tarihsel Gelişimi

III. Anayasaya Uygunluk Denetiminin Konusu

A. Kanunlar

B. Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri

C. TBMM İçtüzüğü

Ç. Anayasa Değişiklikleri

D. Uluslararası Antlaşmalar

E. Parlamento Kararları

IV. Anayasaya Uygunluk Denetiminin Kapsamı

A. Esas Bakımından Denetim

B. Şekil Bakımından Denetim

V. Anayasa Yargısında İlk İnceleme

VI. Anayasaya Uygunluk Denetiminin Türleri

A. Soyut Norm Denetimi (İptal Davası)

B. Somut Norm Denetimi (İtiraz Yolu)

1. Bakılmakta Olan Dava

2. Merciin Mahkeme Niteliğine Sahip Olması

3. Davada Uygulanacak Norm

4. İddianın Ciddiyeti

VII. Anayasaya Uygunluk Denetiminde Ölçü Normlar

A. Milletlerarası Hukuk Kuralları

B. Hukukun Genel İlkeleri

C. Atatürk İlke Ve İnkılapları

VIII. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Niteliği

A. Kararların Kesinliği Ve Bağlayıcılığı

1. Yokluk Kararı

2. Yorumlu Red Kararı

3. Kararların Gerekçelerinin Bağlayıcılığı

4. Kararların Yasama Organı Bakımından Bağlayıcılığı

5. Yargılamanın Yenilenmesi

On Dördüncü Bölüm

Anayasanın Değiştirilmesi

I. Anayasal Değişikliğe Yol Açan Faktörler

II. Anayasa Değişikliği Yöntemleri

III. Anayasanın Değiştirilmesine İlişkin Yöntem ve Esaslar

A. Teklif

B. Görüşme Usulü, Kabul ve Yayım

C. Geri Gönderme, Yeniden Kabul ve Yayım

Ek 1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Dizin

Kaynakça

Kitap Bölümleri ile ilgili dosyayı indirebilirsiniz
Kitap Bölümleri Dosyası

 1

Temel Kavramlar

 

I.Anayasa Kavramı                        

Anayasalar devlet ile alakalı temel ilkeleri, devletin yapısını ve temel insan haklarını belirleyen hukuki belgelerdir. Anayasadiğer hukuki normların uymak zorunda olduğu üstün hukuk kurallarıdır. Başka bir deyişle, anayasa, devletin görev ve yetkilerini belirleyen, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini garanti altına alan temel ilke ve yasalardır. Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasadır[1]. Anayasa devletin gücüne getirilen sınırlamaları içeren kurallar bütünüdür. Anayasalar yasama, yürütme ve yargı erklerinin bireysel hak ve hürriyetler üzerinde oluşturabileceği tehditleri ortadan kaldırmak için bu güçleri sınırlandırır ve hangi sınırlar içerisinde hareket edeceklerini belirler. Benzer bir biçimde, anayasalar yasama, yürütme ve yargı erklerinin ve daha genel olarak devletin eylem ve işlemlerinin hukukiliğini ve meşruiyetini belirler. Başka bir ifadeyle, anayasalolarak belirlenen eylem ve işlemler meşru ve hukuki olarak kabul edilir.

Anayasa kelimesi, Latince “constitutio” teriminden türetilerek Batı dillerine aktarılmış,  Türkçe’ye “kanun-u esasi” olarak çevrilmiş ve ilk yazılı anayasamız kanun-u esasi olarak adlandırılmıştır[2]. Cumhuriyetten sonra 1921 ve 1924 Anayasaları adlandırılırken “teşkilat-ı esasiye kanunu” (esas teşkilat kanunu) kullanılmıştır. 1930’lu yıllarda moda olan dilde sadeleştirme ve Türkçe’nin yabancı kelimelerden arındırılması (Türkçeleştirme) politikası doğrultusunda teşkilat-ı esasiye terimi karşılığında “anayasa” kelimesi kullanılmaya başlanmış ve günümüzde bu terim dilimize yerleşmiştir.

Anayasaların içeriği, niteliği, siyasi ve hukuki düzenle arasındaki bağlantı ülkeden ülkeye değişir. Üzerinde uzlaşılan evrensel bir anayasa tanımı yoktur. Yine de geniş anlamda tanımlandığında anayasalar bir dizi temel siyasi-hukuki kuralı içerirler[3]:

      Anayasalar herkesi bağlar (Anayasanın üstünlüğü ilkesi),

      Devletin kurum ve organlarının yapısı ve işleyişini, siyasi ilkeleri ve vatandaşların temel haklarını belirler,

      Halk nezdinde yaygın bir meşruiyete sahiptir,

      Normal yasalara kıyasla daha zor bir biçimde değiştirilebilirler ve

      Temsiliyet ve insan hakları bakımından asgari düzeyde de olsa demokratik sistemin evrensel ilkelerini karşılarlar.

Devletin temel örgütlenme biçimini, organlarını, bu organlar arasındaki ilişkileri ve devlet ile bireyler arasındaki ilişkilerin yapısını belirleyen hukuk kuralları olan anayasayı oluşturan hukuk kurallarının diğer hukuk kurallarından ayrılmasında iki farklı ölçüt kullanılır. Maddi ölçütegöre bir hukuk kuralının anayasa kuralı olup olmadığına karar verirken o kuralın içeriğine bakılır. Örneğin, bir hukuk kuralı, devlet ile alakalı temel ilkeleri, devletin yapısını ve temel insan haklarıyla ilgiliyse o kural anayasa kuralıdır. Bu çerçevede maddi anlamda devletin görev ve yetkilerini belirleyen, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini garanti altına alan temel ilke ve yasalardır. Şekli ölçüte göre bir hukuk kuralının anayasa kuralı olup olmadığına o kuralın hangi organ tarafından yapıldığına ve normlar hiyerarşisinde nerede bulunduğuna bakılarak karar verilir. Bir kural normal kanunlara göre daha zor yapılıp değiştiriliyorsa ve yasa ve benzeri hukuk kurallarının uymak zorunda olduğu kurallar bütününe dâhilse, içeriği ne olursa olsun, anayasa kuralıdır. Öte yandan, bir kural devletin görev ve yetkileri, devletin organları, teşkilat yapısı ve vatandaşların temel hak ve hürriyetleri ile alakalı bile olsa normlar hiyerarşisinin en üstünde yer almıyorsa anayasa kuralı değildir. Devletin kuruluşuna ilişkin pek çok kural anayasalar yerine yasalarda yer aldığı ve anayasalarda maddi nitelikleri itibarıyla anayasal nitelikte olmayan çok sayıda kural bulunduğundan hukuk kurallarının anayasal kurallar olup olmadığını belirlemede şekli ölçütün dikkate alınması daha isabetlidir.

Anayasaların ortaya çıkmasının nedeni az sayıdaki güçlü kişi veya kuruma karşı toplumun büyük bir kesimini oluşturan zayıf çoğunluğun hak ve hürriyetlerinin korunması için meşru silah ve güç kullanma tekelinin çoğunluk tarafından seçilen temsilcilere aktarılmasıdır. Anayasalar, devlet iktidarının sınırlandırılıp bireylerin hak ve hürriyetlerinin devletin keyfi uygulamaları ve yöneticilerinin geniş takdir yetkisi karşısında korunmasını sağlarlar.

II.Anayasa Hukuku Kavramı

Anayasa hukuku ulus devletlerin gelişim süreci içinde ortaya çıkan bir kavramdır. Bir devletteki en yüksek hukuki düzeyi ifade eder. Herhangi bir devlette hukuk kurallarının hangi yollarla üretileceğini belirler. Anayasa hukuku, bireylerin insan hak ve hürriyetlerini ve vatandaşlarının demokratik katılımını garanti altına alarak egemenlerin (devlet başkanı ve iktidar partisi) gücünü sınırlar. Anayasa hukuku[4] devletin şeklini, yapısını, temel organların (yasama, yürütme, yargı) görev ve yetkisi ile vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini tanımlayan hukuk kurallarını ve ilgili diğer tüm karar, örnek olay ve konuları inceleyen bilim dalıdır. Anayasacılık (constitutionalism) ise devletin eylem ve faaliyetlerinin meşruiyetini belirleyen öğretidir. Anayasacılık anayasal ilkelere bağlı olarak idare etme veya bu ilkelere bağlı olmak anlamına da gelmektedir. Başka bir ifadeyle, anayasacılık, anayasada yer alan değerlere uyumlu bir biçimde davranmak ve devletin tüm işlerini bu değerlere uygun bir biçimde gerçekleştirmektir. Anayasacılık, devletin tüm iş ve faaliyetlerinin önceden yazılı olan hukuk kurallarına göre düzenlenmesi anlamına gelen yasallık ilkesinden öte bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Devletin herhangi bir erki yasal yetkisini kullanabilir ancak yetkisinin yasal olması eyleminin mutlaka anayasal olacağı anlamına gelmez. Anayasacılık doktrini, en azından, aşağıda yer alan dört koşulun yerine gelmesinin şart olduğunu savunur[5]:

      Güç ve yetkilerin kullanımı parlamento tarafından belirlenen yasal sınırlar içinde olmalıdır (intra vires); güç ve yetki kullananlar yasalar önünde hesap verebilmelidir,

      Hangi hukuki otorite olursa olsun güç ve yetki kullananlar bireysel haklara saygılı davranmalıdır,

      Gücün kötüye kullanımının engellenebilmesi için herhangi bir erkin (yasama, yürütme, yargı) kullandığı güç ve yetki bu erkler arasında etkin bir biçimde dağıtılmalıdır ve

      Önceden belirlenen hukuk kurallarına göre hükümet etme yetkisine sahip olan bir hükümet bu kurallara uygun olarak hareket ettiği sürece dilediği politikayı uygulayabilir, dilediği gibi hukuki düzenlemeler yapabilir; bu eylemlerinin tamamı meşrudur ve ancak seçmenlerine karşı hesap vermekle yükümlüdür.

Özetle, anayasacılık, anayasacılık gücün sınırlandırılması ilkesini[6], güçler ayrılığı prensibini, hesap verebilir ve sorumlu hükümet anlayışını ve bireysel hak ve hürriyetlerin korunmasını destekler.

III.Anayasaların İçeriği

Anayasaların tamamına yakını bölüm, başlıklar, paragraflar, maddeler, alt maddeler ve cümlelerden ibaret olan parçalara ayrılırlar. Anayasalar bu parçaların düzenlenme şekillerine göre farklılık gösterir. Yaygın uygulama ilke ve hakların ilk bölümde, devleti oluşturan kurumlarla alakalı hükümler ikinci bölümde ve bağımsız-özerk kurumlar, değişik hükümler ve geçici hükümlerin ise son bölümde yer almasıdır. Tipik bir anayasadaki düzen birkaç ana başlık altında toplanabilir[7]:

      Başlangıç Bölümü.Genellikle, anayasanın hazırlanması sürecinde hangi amaç ve motivasyonlarla hareket edildiği ve önemli tarihi olay, kimlik ve değerlere atıf yapılarak anayasanın dayandığı temel felsefe ve ideoloji açıklanır. Bazı anayasalarda başlangıç kısmı yer almaz ve bu anayasalar doğrudan birinci maddeyle başlar[8]. Başlangıç kısmının ilk örneği “biz Birleşik Devletler halkı” diye başlayan 1787 ABD Anayasası’nın başlangıç kısmıdır. Hırvatistan, Türkiye ve Portekiz örneklerinde olduğu gibi başlangıçların bir kısmı uzun iken ABD ve Fransa örneklerinde olduğu gibi bazıları kısadır. Anayasada başlangıç kısmının anayasa metnine dâhil olduğu belirtilmişse başlangıç kısmı anayasa metnine dâhildir ve herkesi diğer anayasa hükümleri gibi bağlar.

 

2

Anayasal Gelişmeler

I. Osmanlı Dönemi

Egemen bir devlet tarafından ilan edilen dünyadaki ilk yazılı anayasa Medine Anayasası ya da Medine Sözleşmesi olarak bilinen belgedir[9]. Büyük Özgürlük Fermanından yıllar önce kaleme alınan bu anayasanın ilk maddesi Medine kentinde kurulan İslam Devleti’nin pagan Mekke Devletine, Bizans imparatorluğuna, Fars Devletine ve dünyadaki diğer devletlere karşı bağımsızlığını ve egemenliğini ilan eder. Anayasanın on maddesi sosyal sigorta ile alakalıdır. İnsanları derilerinin rengine, ırkına, diline ve doğum yerine göre ayrımcılığa tabi tutmadan ‘eşit vatandaşlık’ ilkesinin ifade edildiği ilk yazılı belgedir. Medine Anayasası’nda yer alan konular birkaç ana başlık altında toplanabilir[10]:

      Adalet ilkesi. Anayasada herkese adaletle hükmedileceği, adalet hizmetlerini yürütecek birimin Peygamberin şahsında merkezi otorite olduğu ve suçluların bu otorite tarafından cezalandırılacağı hükme bağlanır.

      Suçun şahsiliği. Haksız bir fiil veya bir suç işleyen, bu fiil veya suçundan dolayı şahsen sorumlu olacaktır. Diyet ödeme aşamasında ise suçlunun ailesinin suçluya yardım etmesi öngörülür.

      Sosyal sigorta. Savaşta esir düşenlerin özgürlüklerine kavuşturulmaları için ödenmesi gereken tazminatlar ile öldürme-yaralama suçu işleyenlerin kısas yerine ödemeleri gereken tazminatları (diyet) ödemeye güçlerinin yetmemesi durumunda bu tazminatların ortaklaşa ödenmesi (sosyal sigorta ağı) öngörülür.

      Vatandaşlık. Medine Anayasasına imza koyan herkes (Müslümanlar, Medine Arapları ve Yahudileri) din, dil, ırk veya renk farkı gözetmeksizin eşit vatandaşlar olarak kabul edilir.

      Tam kamusal mallar. Savaş giderlerinin anlaşmaya taraf olan herkesin katkısı ile karşılanması öngörülür ve savunma tam kamusal bir mal olarak tanımlanır.

      Din özgürlüğü. Müslümanlar ile Yahudiler arasında din özgürlüğü tesis edilir ancak anlaşmazlık halinde merkezi otorite anlaşmazlığın çözüm makamı olarak ilan edilir. Başka bir ifadeyle,yalnızca iki ayrı dini grup arasında anlaşmazlık olması halinde adalet hizmetinin merkezi otorite tarafından yürütülmesi öngörülür.

A. Sened-i İttifak (1808)

Sened-i İttifak, (29 Eylül 1808) Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa'nın Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul'da toplayarak yapmış olduğu anayasal bazı hususları da içeren bir antlaşmadır[11]. Devlet iktidarını sınırlandırmayı amaçladığı için Magna Carta’ya benzetilir ve Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak kabul edilir. Ancak demokrasinin gelişiminde ve anayasal düzenin tesisinde iddia edildiği kadar büyük bir öneme sahip değildir[12].

18. yüzyıla girerken askerî teşkilatın bozulması sonucunda devletin merkezî otoritesi zayıflamıştı. Devletin mültezimlerin[13] reayayı[14] ezmelerini önlemek amacıyla vergi toplama işini mahallî eşrafa devretme siyasetini gütmesi ayan[15] adı verilen yerel yöneticilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Yerli halk arasından veya dışardan gelip halka söz geçirebilecek durumdaki kimselerden oluşan ayanların nüfuzları zamanla arttı. Yeniçeri ve tımar sisteminin bozulması sebebiyle ihtiyaç duyduğu askeri temin edemeyen devlet asker temini ve düzenin sağlanması için ayanların nüfuzundan istifade yoluna gitti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında hükümet, kaza merkezlerinde idareyi ele geçirmiş olan ayanlara başvurarak para ve asker teminine çalıştı. Bu durum, hükümetin ayanlar üzerindeki kontrolünü yitirmesine sebep oldu ve ayanlar taşrada idareye tamamen hâkim oldular. Sultan 3. Selim, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa gibi devlete faydalı olanlara rütbeler verdi.

1807 yılında meydana gelen Kabakçı Mustafa İsyanıyla 3. Selim tahtan indirildi ve yerine 4. Mustafa getirildi. 3. Selim’in ıslahat düzenlemeleri kaldırıldı ve Nizam-ı Cedid ordusu dağıtıldı. Bunun üzerine 3. Selim’i tekrar tahta oturtmak için Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa İstanbul’a yürüdü. Alemdar’ın askerleri sarayı kuşatmışken, tahtını kurtarmak isteyen 4. Mustafa 3. Selim’i öldürttü. Kardeşi veliaht Şehzade Mahmud’un idamını da emretti ama Mahmud harem kadınlarının yardımıyla cellâtlardan kaçmayı başardı. Alemdar askerleriyle saraya girdi ve Mahmud’u tahta geçirdi. Kendisi de Sadrazam oldu. 3. Selim’in ölümüne yol açan isyancıları temizleyen Alemdar Mustafa Paşa padişahın ve merkezi devletin otoritesini sağlamak için güçlü ayanlarla bir anlaşma yapmayı ilk çare olarak gördü[16]. Bu amaçla valileri ve meşhur ayanları başkentte “meşveret-i amme”ye davet etti. 29 Eylül 1808’de merkezi devletin ileri gelenleriyle ayanlar arasında yapılan görüşmeler sonucunda Sened-i İttifak denilen belge ortaya çıktı. Bu belge vezirler ve diğer üst düzey devlet yöneticileri, askeri ocak temsilcileri ve dört ayan tarafından imzalandı ve II. Mahmut tarafından onaylandı.

Sened-i İttifak, merkezi iktidarın yetkilerini sınırlayan, meşrutiyetçiliğe doğru atılan adımlar çerçevesinde bazı hükümler taşır:

      Ayan ve eyalet valileri padişaha bağlılıklarını sürdürecekler ve sadrazamı padişahın mutlak temsilcisi olarak kabul etmeye devam edeceklerm1,4,

      Osmanlı vergi düzeni ülkenin tamamında (bütün eyaletlerde) uygulanacak ve padişaha ait gelirlere ayanlar el koyamayacaklarm3,

      Vergi miktarları ayan ve hükümetin görüşmeleri sonunda belirlenecekm7,

      Devletin geleceği ordunun gücüne bağlı olduğundan ayanlar eyaletlerde asker toplanmasına yardımcı olacaklar ve ordu Nizam-i Cedit sistemine göre teşkilatlanacakm2,

      Ayanlar kendi eyaletlerinde âdil bir idare kuracaklar, birbirlerinin topraklarına ve haklarına taarruz etmeyecekler ve birbirlerine kefil olacaklarm5 ve

      Ayanlar, devlet merkezinde çıkacak herhangi bir kargaşa durumunda padişahtan izin almak için vakit harcamadan İstanbul'a yürüyeceklerm6.

Sened-i İttifakın son bölümünde, senedin devamlı olarak uygulanabilmesi için, bundan sonra sadrazam ve şeyhülislam olacakların makamlarına geçer geçmez bu senedi imzalamaları öngörülmektedir. Öte yandan, Sened-i İttifak'ın içerdiği koşulların sürekli uygulanmasını bizzat padişahın denetleyeceği öngörülmektedir. Senet, tarafların sözleşmeye bağlı kalmasını sağlayacak herhangi bir hukuki yaptırım içermemektedir ve bu nedenle hiçbir zaman uygulanma olanağı bulamamış bir belge niteliğindedir.

B. Tanzimat Fermanı (1839)

Türk tarihinde Batılılaşmanın ilk somut adımı olarak kabul edilir[17]. 3 Kasım 1839'da Sultan Abdülmecid döneminde Dışişleri Bakanı Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından sarayın bahçesinde, yabancı devlet temsilcileriyle halkın önünde okunmuştur. Fransız İhtilâli ile Osmanlı ülkesinde milliyetçi akımlar, Batı yanlısı aydın kişiler ve yeni fikirler oluşmaya başlamıştır. Özellikle Batı tarafından yönlendirilen meşruti yönetim yanlısı aydınların baskıları, yapılan ıslahatların kalıcı olması fikri ve Fransız İhtilâli ile ülkeye giren milliyetçilik fikirlerinin olumsuz etkilerinden kurtulmak amacı ile ilan edilmiştir. Bu ferman,  padişahın tek taraflı iradesiyle yapılmış ve onun ağzından kaleme alınmıştır. Tanzimat Fermanı, hak ve özgürlükler ile kamu gücünün kullanılmasına ilişkin düzenlemeler içerdiğinden Osmanlı Devleti’nin gerçek anlamda ilk anayasal nitelikte belgesi olarak kabul edilir.

Tanzimat Fermanı’nın imzalanmasına giden yolda iki siyasal gelişme son derece önemlidir. Bu gelişmelerin ilki Rusların Osmanlı karşısında önlenemeyen ilerleyişidir. İkinci gelişme ise Birleşik Krallığın ve Batılı ülkelerin desteği ile ortaya çıkan Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorunudur. 1798 yılında Napolyon’un Mısır’ı işgalini önlemek için bu ülkeye giden Paşa başıbozuk askerlerden oluşan çetesiyle isyan edip Mısır yönetimini ele geçirir. 1804 yılında kendisini vezir ilan ettirip Mısır valisi unvanını aldıktan sonra Mısır'da nüfuz sahibi kölemenleri ortadan kaldırır. Batıdan getirttiği hocalarla kendine güçlü bir ordu kurar ve 1811 yılında yönetimde halen güçlükonumda bulunan Memluk Beylerini etkisizleştirir.1811-1818 yılları arasında orduları Osmanlı Sultanı adına Arabistan Yarımadası'nda Vahhabilere karşı savaşır ve Mekke ve Medine'yi onların elinden alır. Kahire'de ayaklanan Arnavut askerleri 1821'de Sudan'a Func Devleti'nin üzerine göndererek Sudan’ı, Mısır'ın kontrolü altına sokar. Mora'da patlak veren ve uzun süredir Osmanlı Devleti'nin bastırmakta güçlük çektiği Mora İsyanını seçkin askerleri ile bastırır. Osmanlı, isyan ettikten sonra Kütahya’ya kadar işgal edip Osmanlı ordusunu iki defa bozguna uğratan ve Fransa ile İngiltere’nin desteğine sahip olan Paşaya karşı Ruslarla ittifak yapılmak zorunda kalır. Rusların devreye girmesi karşısında Londra Konferansı toplanır ve Birleşik Krallığın zorlamasıyla Suriye, Girit ve Adana Osmanlı Devleti'ne geri verilir; Mısır ise Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve soyundan gelenlere bırakılır.

Kapitülasyonlar ve Tanzimat Fermanı bu iki siyasal sorunun çözümü için Birleşik Krallık ve Fransa başta olmak üzere Batıya verilen ödünlerdir. Osmanlı Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa’nın Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istemesi üzerine, bu yardıma karşılık olarak, Birleşik Krallığa ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren ticaret anlaşması 8 Ekim 1838'de Baltalimanında imzalanmak zorunda kalınır.

Baltalimanı Ticaret Anlaşması’nın önemli bazı maddeleri şunlardır[18]:

      İhracat yasağı kaldırılır. İngilizler Osmanlıda yetişen her türlü mal ve hizmeti satın alma hakkı elde eder,

      Yed-i Vahit usulü[19] kaldırılır,

      Birleşik Krallık “en çok kayırılan ülke” statüsü elde eder. Osmanlı alıp satılan malların nakliyesi sırasında alınan tezkereden vazgeçer. Birleşik Krallık tüccarı Osmanlıdan aldığı mal ve hizmetler için yapması gereken vergi ödemelerini Müslüman ve reayadan en çok imtiyaza sahip olan kadar ödeme hakkını elde eder ve

      Birleşik Krallığa vergi imtiyazı tanınır. Yerli tüccar ihracat yaparken % 3 iç gümrük ve % 9 iskele resmi olmak üzere toplamda % 12 vergi öderken Birleşik Krallık tüccarlarının yalnızca % 3 iç gümrük ve % 2 iskele resmi olmak üzere toplamda ise % 5 vergi ödemesi kabul edilir.

Baltalimanı Anlaşması Fransa ve Almanya ile yapılan anlaşmalarla genişletildi ve iç piyasanın Batı ülkelerine açılmasına, sanayi ve üretiminin gerilemesine ve ülkenin sömürülmesine yol açan kapitülasyonlar olarak Osmanlının yıkılışına en önemli katkıyı sağladı.

Mustafa Reşid Paşa[20] tarafından Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesinin ana sebepleri şunlardır[21]:

      Dışişleri Bakanlığı döneminde İngilizlere ticari imtiyazlar bağışlayarak gittikçe ağırlaşan Mısır meselesinde İngilizlerin desteği sağlamaya çalışmak,

 

3

1982 Anayasasının Oluşumu

I. 12 Eylül 1980 Darbesi

12 Eylül Darbesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği bir askerî darbedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından silahlı kuvvetlerin idareyi ele geçirmesi ile sonuçlanan üçüncü açık müdahaledir. 12 Eylül dönemi, yasama, yürütme ve yargı erkinin beş kişilik bir çetenin elinde toplandığı otoriter bir rejimdir. Bu darbe, Türkiye’de serbest piyasa ekonomisini oturtmak ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle Türkiye’yi cezalandırmak amacıyla ABD tarafından içerdeki ajanlarına yaptırılan bir el koyma harekâtıdır. Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükümet görevden alındı, TBMM lağvedildi, 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Yaklaşık dokuz yıl süren askeri dönemde partiler kapatıldı, parti liderleri askerî üslerde gözetim altında tutulduktan sonra yargılandı, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkence nedeniyle vefat etti ve darbe nedeniyle 50,4 milyar dolarlık maddi zarar meydana geldi[22].

2010 anayasa referandumunda değişikliklerin kabulü sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı "Millî Güvenlik Konseyi” (MGK) adı altında 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine el koyan ve 24 Kasım 1983 yılına kadar bu statüsünü sürdüren askerî cunta yönetiminin hayatta kalan üyeleri, Kenan Evren, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya hakkında soruşturma başlattı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve Anayasa ile teşekkül etmiş olan TBMM’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek suçlamasıyla açılan davada[23] Yargıtay temyiz incelemesi sonucunda sanıkların hayatını kaybetmesi nedeniyle davanın düşmesine karar verdi.

A. Darbenin Gerekçeleri

12 Eylül günü saat 04:00’te İstiklal Marşı ile açıldıktan sonra Harbiye Marşı ile devam eden radyo yayınında Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral AhmetKenan Evren[24] imzasıyla yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi'nin bir numaralı bildirisinde yer alan darbe gerekçeleri şunlardır[25]:

      Siyasî istikrarsızlık. Siyasî istikrarsızlık nedeni olarak iç çatışmalar, Kudüs Mitingi ve cumhurbaşkanının seçilememesi gösterilmektedir. Sağ sol çatışması olarak bilinen iç çatışmaların NATO ve dolayısıyla ABD güdümündeki “gladio” gizli teşkilatı tarafından düzenlenen kontrollü çatışmalar olduğu ve bu eylemlerle darbeye meşruiyet sağlandığı ve Kenan Evren ekibinin darbe yapmak için 1 yıl şartların olgunlaşmasını beklediği vurgulanmaktadır[26]. 6 Eylül 1980 günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitinginde topluluğun İstiklal Marşı sırasında yerlere oturduğu, İstiklal Marşını yuhaladığı, miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapıldığı ve mitingin devleti protestoya dönüştüğü iddia edilmektedir.

      İktisadi istikrarsızlık. Darbeyi meşrulaştırmak için uygulanan istikrarsızlaştırma politikalarının bir diğer ayağını iktisadi istikrarsızlaştırma oluşturmaktadır. 12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile beraber ekonomik sebepleri oluşturur. Ancak darbenin asıl ekonomik sebebi ABD’nin neoliberal politikaları hızlandırabilmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde sağ hükümetleri işbaşına geçirmek amacıyla askerî darbeleri desteklemesidir.

      Dış siyaset etkenleri. “NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasî ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı. Yunanistan’ın NATO’ya geri dönebilmesi ancak darbeci bir çetenin dış ülkelerden destek alabilmek amacıyla bu işleme onay vermesi ile mümkündü[27].

      Atatürkçülük-İrtica. Kenan Evren darbe bildirisinde bu gerekçeyi şöyle ifade etmektedir: “Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasî partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir”. Atatürkçülük yerine irticanın ikame edildiği varsayımı bütün darbelerde darbenin en önemli gerekçesi olarak gösterilmektedir.

 

4

Demokratik Devlet İlkesi

I. Demokrasinin Tanımı

Demokratik devlet, halk ile devletin iç içe geçtiği; başka bir ifadeyle, halkın kendi kendini yönettiği devlet modelidir. Demokrasi, kelimenin tam anlamı itibarıyla, halkın kendini doğrudan yönetmesi demektir[28]. Gerçek bir demokraside halk karar alma mekanizmasına gelen herhangi bir konu (yasa, anayasa değişiklikleri veya devlette alınması gereken kararlar) hakkında doğrudan oy kullanarak tercihini belirtir. Örneğin, sınıftaki öğrencilerin klasik sınav yerine çoktan seçmeli sınavı oylayarak benimsemeleri demokrasinin bir örneğidir. Demokrasi kelimesi Grekçedeki “demos” (halk) ve “kratos” (yönetim, güç, iktidar) kelimelerinden gelir ve halkın kendi kendisini yönetmesi veya halk iktidarı anlamına gelir. Bu nedenle halk egemenliği veya milli egemenlik olarak da adlandırılan demokrasinin doğrudan-katılımcı ve temsili demokrasi olmak üzere iki farklı modeli bulunmaktadır.

Doğrudan demokrasiye, geleneksel olarak, eski Atina kent devleti örnek olarak gösterilir. Atina kent devletinin nüfusu, nüfusun en fazla olduğu zamanda, 250 ila 400 bin arasında bulunmaktaydı. Bu nüfusun üçte ikisi köle, bir kısmı da tüccar ve gezginlerden oluşmaktaydı. Oy kullanma hakkına sahip olanlar (vatandaşlar) askeri eğitimden geçmiş erkeklerden ibaretti ve bunlar nüfusun en fazla %20’sini meydana getirmekteydi. Üstelik gerçek bir demokrasinin aksine bu vatandaşlar her konuyu oylama hakkına sahip değillerdi zira bazı konularda karar verme yetkisi yalnızca vatandaşlarca seçilen konseylere aitti. Savaş gibi önemli konular seçilebilme yeterliliğine sahip olan vatandaşlar arasından seçilen ve ayda bir toplanan meclise aitti. Bu meclis, 6 bin kişiden oluşan asgari toplantı yeter sayısı ile tarihteki en büyük meclislerden biridir. Bu örneğinde ortaya koyduğu gibi doğrudan demokrasi devletteki karar alma mekanizmalarına azami sayıda seçmenin katılımını sağladığı için en katılımcı demokrasi modeli olabilir ancak oylamalarla ilgili teknik ve mali kısıtlar nedeniyle bir ülkenin yalnızca doğrudan demokrasi ile yönetilebilmesine imkân bulunmamaktadır. Zira herhangi bir devlette bir yıl içinde on binlerce karar alınması gerekir. Bu kararların her biri için halkoylaması yapılması halinde oylama yapılacak zaman[29] ve oylamanın maliyetini karşılayacak mali olanaklar yetersiz kalır. Öte yandan, devletin günlük iş ve faaliyetlerini sürdürebilmesi için olumlu yönde kararların alınması mecburi bir hale gelir ki karara olumlu yönde katılanların sayısını artırabilmek için bu kişilerin bir biçimde ikna edilmesi ve alternatif maliyetlerin artması durumu ortaya çıkabilir.

DEMOKRASİNİN UNSURLARI

IDEA, (2019:3)

Seçilmiş Hükümet

Özgür

Siyasal

Partiler

Kapsamlı Oy Hakkı

Serbest Seçimler

Yerel

  Demokrasi

Doğrudan 

    Demokrasi

Seçimlere Katılım

Sivil

Toplumun

Katılımı

Katılımcı

Demokrasi

Temsili

Demokrasi

Adalete Erişim

Temel Haklar

Sosyal Haklar ve

 Eşitlik

Öngörülebilir Uygulama

Yozlaşmanın Olmaması

Tarafsız

Yönetim

Temel

Hak ve

Hürriyetler

Denetim ve Denge

Etkin

Parlamento

Yargı

Bağımsızlığı

Dürüst/ Temiz Medya

DEMOKRASİ

(Siyasi Eşitlik ve Halk Denetimi)

II. Demokrasi Türleri

Demokrasi, doğrudan/katılımcıdemokrasi ve temsili demokrasi olmak üzere iki kategori altında toplanabilir[30]. Doğrudan demokraside vatandaşlar, seçilmiş veya atanmış kamu görevlilerinin aracılığı olmaksızın, siyasal karar alma mekanizmalarına katılabilirler. Bu nedenle doğrudan demokrasi yönetenle yönetilen ve devletle sivil toplum arasındaki ayrımı ortadan kaldırır. Halkın kendi kendini yönetmesidir. Temsili demokrasilerde vatandaşlar siyasî kararları alacak, yasaları çıkaracak ve kamusal mal ve hizmetlerin sunumunu düzenleyecek kamu görevlilerini seçerler. Bu yönetim tarzı, halk ile devlet arasında güvenilir ve etkin bir bağlantı olduğunda ya da başka bir ifadeyle girdiler (seçmen tercihleri) ve çıktılar (hukuki düzenlemeler ve kamu politikaları) arasında güçlü bir bağlantının olduğu zaman demokratik bir yönetimdir. Demokratik sistemler, daha önce de değinildiği gibi, parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı-başkanlık sistemi olmak üzere üç anayasal rejimden oluşur[31].Demokrasiyle yönetilen ülkeler, son 45 yılda hızla artmaktadır (ŞEKİL 4.1).

ŞEKİL 4.1.REJİM TÜRLERİNE GÖRE DÜNYA HARİTASI, 2018

Demokrasi          Melez Rejim       Demokratik 

                                                          Olmayan Rejim

 

Dünyadaki ülkelerin yarısından çoğu (%62 veya 97 ülke) 1975 yılına kıyasla (% 26) daha demokratik yönetimlere sahiptir ve dünya nüfusunun yarısından fazlası (%57)  demokrasiyle yönetilen ülkelerde yaşamaktadır (1975’te %36)[32].2018 itibarıyla yalnızca Bahreyn, Beyaz Rusya, Çin, Küba, Eritre, Kuveyt, Laos, Kuzey Kore, Umman, Suudi Arabistan, Katar, Svaziland, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkmenistan, Özbekistan ve Vietnam otokrasi (baskı rejimi) ile yönetilmektedir. Bu ülkelerden Çin, Eritre, Suudi Arabistan, Katar veBirleşik Arap Emirlikleri’nde demokratik seçimler yapılmamaktadır. Demokrasiyle yönetilen ülkelerin yalnızca % 22’si yüksek düzeyde bir performansa sahiptir ve Kuzey Amerika, Avrupa ve Okyanusya ülkelerinden oluşmaktadır. Demokratik ülkelerin beşte dördü 1975 yılından bu yana istikrarlı bir demokratik rejime sahiptirler. Demokratik ülkeler, sürdürülebilir kalkınma, insan hakları, cinsiyet eşitliği, insani gelişim, yozlaşmanın önlenmesi, çevre ve ekonomik göstergeler açısından diğer ülkelere göre daha iyi bir performansa sahiptirler.

 


5

Hukuk Devleti İlkesi

I. Hukuk Devleti İlkesinin Tanımı

Hukuk devleti ilkesi[33], insan hakları ve demokrasi ile yakından ilişkili olan bir terimdir. İnsan hakları, bireyleri özgürlük ve haklarına yönelik keyfi ve aşırı müdahalelerden korumayı ve insanların onurunu güvence altına alır, demokrasi bireylerin içinde yaşadıkları toplumdaki karar alma süreçlerine katılabilmelerine katkıda bulunur ve hukuk devleti (rule of law) kamu gücünün kullanımının sınırlandırılıp bağımsız bir biçimde kontrol altına alınmasını sağlar[34]. Başka bir ifadeyle, hukuk devleti iki yolla demokrasiye katkıda bulunur: Kamu gücünü elinde bulunduranların hesap verilebilirliğini artırır ve çoğunluk tarafından oluşturulan keyfi kural ve düzene karşı azınlıkları koruyan insan haklarını güvence altına alır. Hukuk devleti, demokratik rejimlerin vazgeçemediği bir ideal ve ulaşılmak istenen nihai amaçtır. Ancak farklı siyasî felsefelerden esinlenen ülkelerde Batı tipi liberal bir hukuk devleti anlayışı yaygın bir biçimde uygulanmamaktadır. Hukuk devleti uygulamaları içinde bulunulan hukuki, tarihi, sosyal, siyasî ve coğrafi koşullar nedeniyle birbiriyle aynı değildir. Başka bir deyişle, hukuk devletinin temel unsurları aynı olsa da anayasal düzen ve ülkede hâkim olan gelenekler gibi yerel şartların etkisiyle hukuk devleti uygulamaları ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermektedir.

Hukuk devleti, tarihsel açıdan, devletin gücünü sınırlandırmanın aracı olarak geliştirilmiştir[35]. İnsan hakları, devlet gücünü elinde bulunduranların tecavüzlerine karşı haklar (negatif haklar) olarak görülür. Günümüzde ülkeler, temel hak ve hürriyetlerin etkin bir biçimde garanti altına alınması için devlete pozitif yükümlülükler (pozitif haklar) yüklemekte ve böylece siyasî ve ekonomik hakları da içerecek şekilde insan haklarının kapsamını büyütmeye çalışmaktadırlar.

Hukuk devleti kavramının üzerinde uzlaşılan tek bir tanımı yoktur. Hukuk devleti, temel siyasî, sosyal ve ekonomik hakların korunmasıdır ve otoriter toplumlardaki kanun devleti uygulamaları ile aynı anlama gelmez[36]. Birleşmiş Milletler, hukuk devletini tanımlarken yasaların üstünlüğü, yasa önünde eşitlik, uygulamada adalet, güçler ayrılığı, karar alma mekanizmalarına katılım, yasaların kesin ve belirli olması, keyfilikten kaçınma ve hukuki işlem ve yöntemlerde şeffaflık gibi bazı temel özelliklere vurgu yapar. Birleşmiş Milletler tanımına göre, “Hukuk devleti, kamuya açık bir biçimde yayınlanan, eşit bir biçimde uygulanan, bağımsız mahkemeler tarafından yerine getirilen ve evrensel insan hakları norm ve standartlarıyla uyumlu olan yasalara karşı özel ve tüzel kişiler ile kamu ve özel kesimin sorumlu tutulabilmesini sağlayan bir yönetim ilkesidir”[37]. Hukuk devleti ilkesi Anayasamızda Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılır. Bu ilke, “vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, Devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu sistem”[38] olarak tanımlanabilir. Anayasa Mahkemesi ise hukuk devleti ilkesini “insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendisini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet” olarak niteler[39]. Venedik Komisyonu raporuna göre hukuk devleti[40],

      İnsan haklarını korumada yasaların kalitesi ile ilgili bir performans göstergesi oluşturur,

      Uygulamaların insan haklarını düzenleyen yasaların yanı sıra diğer yasalara da uygun olmasını garanti altına alır,

      Mevzuatın açık, öngörülebilir ve ayrımcı nitelikte olmayan bir yapıya sahip olmasını ve

      Uygulamanın kamu birimlerince yapılan insan hakları ihlallerine uygulananlara denk garantiler sağlayan yöntemlerle bağımsız mahkemeler tarafından yürütülmesini güvence altına alır.

Hukuk devleti çok boyutlu ve karmaşık bir ilkedir. Hukuk devleti ilkesinin ana unsurları arasında çatışmalar da gözlenebilir. Yasalar demokratik rıza ile üretilen bir üründür dediğimiz anda hukuk devleti ilkesinin diğer tüm unsurları ile çatışmanın yaşanması kaçınılmazdır. Zira seçmenler demokratik mekanizmalar ile karar verip tam anlamıyla egemen olduklarında yasallık, kontrol ve denge ile temel insan haklarını zedeleyecek bir biçimde karar alabilirler. Örneğin, Joseph A. Schumpeter’e göre “demokrasi, halk ve hüküm vermek ya da yönetmek kelimelerinin açıkça ifade ettiği gibi halkın gerçekten karar aldığı veya yönettiği bir rejim değildir; demokrasi halkın kendilerini kimin yöneteceğini kabul veya reddetme fırsatına sahip oldukları” bir rejimdir[41]. Başka bir ifadeyle, demokrasilerde yasalar halkın egemenliğine de rızasına da pek fazla dayanmaz. Benzer bir biçimde, Friedrich Hayek, sosyal adaletin (pozitif haklar) yasallık veya hukuki geçerlilik ilkesiyle sağlanmasının çok zor olduğunu zira yasallık ilkesinin devlet kurumlarına takdir yetkisi tanıdığını iddia eder[42].

 

6

Laik Devlet İlkesi

 

İnsanlar, bir kişiye ya da gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranabilirler. Ayrımcılık, olarak tanımlanan bu davranış, pozitif ya da negatif yönde olabilir ancak ayrımcılık dendiğinde genellikle negatif anlam anlaşılır. Ayrımcılık bir siyasî görüşü veya dinî tercihi benimseyenlere (siyasi veya dinî ayrımcılık) ya da bir ırka (ırkçılık), cinsiyete (cinsiyet ayrımcılığı) veya yaşa karşı olabilir (yaşçılık). Dini Ayrımcılık, tarih boyunca görülen savaş, çatışma, vahşet, soykırımcılık ve göçlerin ortaya çıkmasında en önemli faktörlerden biridir. Örneğin, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Papa'nın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine, Müslümanların elindeki topraklar (kutsal topraklar) üzerinde askeri ve siyasî kontrol kurmak için düzenledikleri akınlar olan Haçlı Seferleri(1096-1272) tarih boyunca gözlenen en büyük dini ayrımcılık örneğidir. Benzer bir biçimde, Avrupalılar tarafından ayrımcılığa uğrayan Yahudilerin devleti olan İsrail’de Yahudi olan vatandaşlara tanınan sosyal, siyasal ve ekonomik hakların çoğundan bu ülkede yaşayan Müslümanlar, Hristiyanlar ve Arap azınlık yararlanamamaktadır[43].

Dünyanın her tarafında diğer dinlere mensup olan kişi, kuruluş veya devletler tarafından Müslümanlara yönelik saldırı ve ayrımcılık uygulamaları son sürat devam etmektedir. Örneğin, 2002 yılında Hindistan’ın Gujarat Eyaletinde, hacdan dönen Hindu hacıları taşıyan trenin sabote edilmesi sonucunda yanan 58 Hindu’nun öldürülmesini protesto eden Hinduların çıkardığı şiddet olaylarında 790 Müslüman ile 254 Hindu katledildi. Katliamdan sağ kalan Müslümanların çoğu bir daha yaşadıkları yere geri dönemediler.1984 yılında Hindistan’ın Delhi ve diğer kentlerinde 2700’den daha fazla Sih Hindularca öldürüldü. Öldürülenlerin yakınlarına göre suçlular hiçbir biçimde cezalandırılmadılar.Myanmar’da Rakhine Budistlerinin soykırımına uğrayan 120 bin Arakan Müslümanı yerlerinden sürüldü, binlercesi işkence ve tecavüze uğradı ve yaklaşık 50 bini öldürüldü[44]. Türkiye’de 28 Şubat 1997 darbesi sonrası başlatılan süreçte 11 bin öğretmen başörtüsü taktıkları gerekçesiyle istifaya zorlandı, 3527 öğretmenin işine son verildi, 11890 öğretmen kılık-kıyafet nedeniyle disiplin cezasına çarptırıldı ve binlerce başörtülü üniversite öğrencisi öğrencilikten uzaklaştırıldı[45].

Sıralanan bu örneklerde olduğu gibi, başka dinden olan kimselerin başka bir dine mensup olan kesimler üzerinde baskı ve tahakküm oluşturarak ayrımcılık yapmaları dini zulüm veya dinler arası baskı olarak adlandırılabilir. Laiklik dinler arasında bu türden baskıların olmasına karşı geliştirilen bir görüştür. Ancak bir dini ayrımcılık yalnızca farklı dinler arasında ortaya çıkmaz. Aynı dine mensup olanlar arasında da baskı ve şiddet gözlenebilir. Örneğin, Hindistan’daki sati (dul kadınların kocalarının yakıldığı odun yığınlarında yakılması) uygulaması ile kadınlara, dalit[46] uygulamasıyla ise sayıları 200 milyona varan bir gruba yönelik dini ayrımcılık gerçekleştirilmektedir. Laiklik aynı dinin farklı mezheplerinin birbirleri üzerinde tahakküm kurmasını engeller; aynı inanç çizgisinde olanların birbirlerine baskı yapmasına mâni olur.

I. Laiklik Nedir?

Laiklik(laïcité)terimini tanımlayabilmek için laiklik ile sekülarizm (secularism /secularization) terimleri arasındaki farkı anlamamız gerekmektedir. Merriam-Webster Sözlüğü’ne göre sekülarizm “din ve dinle ilgili her türlü düşünce ve hususun dışlanması, reddedilmesi veya dini düşünce ve konulara karşı kayıtsız kalınmasıdır”. Cambridge Dictionary sekülarizmi, “dinin herhangi bir ülkenin sosyal ve siyasal yaşamına veya o ülkedeki sosyal ve siyasal faaliyetlere karışmaması gerektiği inancı” olarak tanımlar. Britannica Ansiklopedisi isesekülarizmi, “toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhanî meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket” olarak betimler. Nitekim Türk Dil Kurumu, sekülarizm kavramına karşılık olarak “dünyacılık” sözcüğünü önerir. Sözlük anlamı “kilisenin toplum ve devlet üzerindeki kontrol ve etkisinin ortadan kaldırılmasını öngören siyasî sistem[47] olan laiklik siyasal sistemin niteliğinin ne olacağı ile ilgili siyasî bir tercihten daha çok Fransız ulusal kimliğinin bir parçasıdır. Laiklik, tek başına Hristiyanlık tarihinin bir parçası değil, Katolik (Catholaïcité) mezhebi tarafından şekillendirilen Fransız kimliğinin bir unsurudur; Protestanlığa karşı mücadele ederek ona üstünlük kuran Katolik kültürün bir parçasıdır ve Krallık-Kiliseye karşı sadakat yerine vatandaşlık öneren devrimci-cumhuriyetçi (Jakoben) dünya görüşünün bir yansımasıdır[48].

Laiklik ve sekülarizm kavramları Türkçede sıklıkla eş anlamlı kullanılır. Laiklik, dar anlamda, dinî kişi ve kurumların devletin işleyişine ve devlet kurumlarına müdahale etmemesi ve devletin din işlerine karışmaması anlamına gelir. Fransız sekülarizmi olarak da anılan bu türden bir laiklik kavramı, daha kapsamlı olan sekülarizm hareketinin bir parçasıdır. Sekülarizmin aksine laiklikte sınırsız ve aracısız bir din ve vicdan hürriyeti yoktur[49]. Fransız modelinde “üstün ve kapsayıcı” bir laiklik anlayışının hüküm sürdüğü bir uzlaşma geçerlidir. Bu uzlaşma müzakereye açık değildir ve ihlal eden kişi veya kurumlar şiddetli bir biçimde cezalandırılır. Başka bir ifadeyle, Fransız modelinde, Kilise bu laik uzlaşmanın dayattığı, tamamen devletin güdümünde ve kontrolünde bulunan bir alanda ve sınır içerisinde faaliyette bulunmak zorundadır.

Sekülerleşme (secularization) sosyal yapı ve kültürde büyük çaplı bir değişimi işaret eder ve dinin yaşamın merkezinde bir yer işgal etmesinin önlenmesini ve bütünüyle insanların yaşamından çıkarılma sürecini ifade eder[50]. Sekülerleşme (laikleşme) süreci şunları içerir[51]:

      Dini kurumların zayıflatılıp ortadan kaldırılması,

      Bireylerin davranışlarını belirleyen dini kural ve ilkelerin yerini dini olmayan (teknik-bilimsel) kural ve ilkelere bırakması,

      Dini kurumların mal ve mülklerine siyasî otorite (devlet) tarafından el konulması,

      Dini bilinç ve vicdanın yerini deney, akıl ve teknolojik bilinç ve vicdana bırakması,

      Sosyal faaliyet ve işlevlerin dini değil, dünyevi araçlarla kontrol edilmesi ve

      İnsanların doğaüstü (örneğin, Yaratıcı vb.) düşünce ve amaçlar için harcadığı zaman, enerji ve kaynakların azaltılması.

 

Türkiye’de laikleşme sürecinin temel dönüm noktaları şunlardır:

Egemenliğin temel kaynağının halk oluşunun kabulü anlamına gelen TBMM’nin açılışı (23 Nisan 1920).

Saltanatın kaldırılışı (1 Kasım 1922).

Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923).

Halifeliğin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâletinin kaldırılması, Diyanet İşleri Reisliğinin kurulması (3 Mart 1924).

Anayasada yer alan “devletin dini İslam’dır” ibaresinin kaldırılması, yemin biçiminin değiştirilmesi, “TBMM’nin dini hükümleri icra eyleyeceği” ifadesinin çıkarılması (10 Nisan 1928).

Laiklik ilkesinin diğer altı oka ilaveten 1924 Anayasası’na girip anayasal bir ilke haline gelmesi ve Anayasadan “tarikat” kelimesinin çıkarılması (5 Şubat 1937).

A. Laiklikle İlgili Farklı Yaklaşımlar

Laikliğin üzerinde uzlaşılmış net bir tarifi bulunmamaktadır. 1982 Anayasası’nın 2. Maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”hükmündeki laiklik ibaresi ile laikliğin hangi türünün tanımlandığı belirsizdir. Laiklik, günümüzde, genellikle, liberal-demokratik devletin bir unsuru ve önkoşulu olarak kabul edilir. Bu ibarenin anayasalarda yer almaması halinde hukuk devleti ilkesi ile yasa önünde eşitlik ilkelerinin laiklik ilkesini ikame ederek bu ilkeyle amaçlanan koşulları yerine getirdiği varsayılır. Dünya genelindeki uygulamalar ve demokratik gelişim göz önüne alındığında farklı laiklik anlayışları ve türleri birkaç ana başlık altında ele alınabilir[52]:

 

7

Temel Haklar ve Hürriyetler

I. 1982 Anayasasının Temel Haklar Konusundaki Yaklaşımı

1982 Anayasasına göre “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidirm2. 1961 Anayasasında kullanılan “insan haklarına dayalı” tabiri yerine 1982 Anayasası’nda “insan haklarına saygılı” tabiri yer almaktadır. İnsan haklarına dayalı tabiri devletin temel önceliğinin insan haklarının korunması ve ilerletilmesi olduğunu ifade ederken insan haklarına saygılı devlet tabiri devletin insan haklarına saygılı olacağı ve bu hakları koruyacağı ancak devletin birincil amacının insan hakları olmadığı anlamına gelmektedir. Öte yandan Cumhuriyetin nitelikleri olarak sıralanan insan haklarına saygılı olmak, Atatürk milliyetçiliğine bağlı olmak, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanmak, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmak gibi niteliklerin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı çerçevesinde bir anlam ifade edecekleri dile getirilmektedir. Anayasa Mahkemesi 1985 yılında verdiği bir kararla “1982 Anayasası'nın 2. maddesinde, insan haklarına toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde saygılı olunacağı hükmüne yer vermek suretiyle 1961 Anayasasına nazaran Devlet ve toplumun çıkarlarına öncelik tanınmıştır” görüşünü benimsemektedir[53].

1982 Anayasası’nın temel haklar konusundaki yaklaşımı birkaç ana başlık altında toplanabilir[54]:

      Anayasamıza göre “herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir”m12/1. Bu düzenleme doğal hukuk anlayışını ifade etmektedir. “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder”m12/2. Ancak ülkemizdeki hukuk anlayışında Anayasa ile tanınmayan bir hakkın ileri sürülmesi mümkün görünmediğinden Anayasa’nın bütünü göze alındığında pozitivist hak anlayışının[55] benimsendiği görülür[56].

      1982 Anayasası temel hak ve hürriyetlerin uygulanmasında eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesini öngörmektedir: Örneğin, Anayasamız yasa önünde eşitlik ilkesini benimser:  Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittirm10.  Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamazm10/4.  Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlarm10/5.  Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamazm10/2 (pozitif ayrımcılık). Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmazm10/3.

      Anayasamıza göre devlet bir yandan negatif hakların hayata geçirilmesini engelleyen önlemleri almak ve buna uygun elverişli koşulları oluşturmak diğer yandan pozitif hakların hayata geçirilmesine yönelik tedbirleri uygulamaya koymakla görevlendirilmiştir Anayasamıza göre “devletin temel amaç ve görevleri, …kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır”m5.

      1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre bireyin temel hak ve hürriyetlerine devlet otoritesi karşısında daha güçsüz bir konum vermiştir. Ancak temel hak ve hürriyetlerle ilgili maddelerin yazımında başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuk ile uyum gözetilmiştir. Türkiye 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkını tanımış ve Avrupa İnsan Hakları Divanı’nın zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, ülkemizin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerini anayasaya uygunluk denetiminde ölçü norm olarak daha fazla kullanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler, devlet otoritesi karşısında bireylerin hak ve hürriyetlerine verilen önemin artmasına yol açmaktadır.

8

Yasama Fonksiyonu ve İşlemleri

I.Yasama Fonksiyonu

“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez”m7. TBMM bu yetkisini kanun yapma veya karar alma şeklinde kullanacağından yasama yetkisini “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasa yapma ve parlamento kararları alma yetkisi” olarak tanımlayabiliriz[57].“TBMM’nin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesin hesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir”m87.TBMM, yasama yetkisini maddi anlamda yasa yapma, kaldırma ya da değiştirme (kural-işlemler meydana getirme) veya şekli anlamda yasa yapma (Örneğin, bir kişiye anıt mezar yapılmasına karar verme) yoluyla kullanır.

A. Yasamanın Fonksiyonun Niteliği

Kamu hukukunda işlemler, doğuracağı hukuki sonuçlar bakımından objektif (kural, düzenleyici) ve sübjektif (karar, birel işlem[58]) işlemler olmak üzere iki kategoriye ayrılır